İnsan (2.0), Gelecekte Sınır Yok

0
31

Fütürist Ray Kurzweil’e göre teknolojik gelişmeler lineer değil, üstel bir eğilim izliyor. Dolayısıyla gelecek hakkında bilimsel tahminlerde bulunurken, hâlihazırdaki ve geçmişteki ilerleme hızından model olarak yararlanmak doğru değil.

Bilimsel gelişmeler insanoğluna müthiş olanaklarla dolu bir gelecek hazırlıyor: “G devrimi”, “N devrimi” ve “R devrimi”. Peki, bunlar nedir?

“Hızlanan Kazanç Yasası” gelecek hakkında müthiş öngörülerde bulunuyor. Kazançlar 1000 kat artacak…

Time dergisinin Watson ve Crick’in DNA’nın yapısını keşfetmesinin 50.Yıldönümü’nü kutlamak için düzenlediği “Yaşamın Geleceği” isimli konferansta, katılımcılara bundan sonraki 50 yılda neler bekledikleri soruldu. Konferansa katılan ünlü gelecekçi (fütürist) Ray Kurzweil, pek çok kişinin geleceğe ilişkin öngörülerinin geleceği yeterince yansıtmadığını düşünüyor.

James Watson’ın öngörüsüne göre 50 yıl sonra insanların istedikleri kadar yiyip, kilo almamalarına sağlayan bir ilaç bulunacak. Oysa Kurzweil bu ilacın en geç 10 yıl içinde piyasaya çıkacağını tahmin ediyor.

Kurzweil’e göre Watson ve konferansa katılan bilim adamlarının tümünün yanlışı, son 50 yıldaki ilerlemeyi bundan sonraki 50 yıllık tahminlerinde model olarak kullanmaları. Dolayısıyla geleceğe bu şekilde yaklaşmayı “lineer sezgi” olarak nitelendiren Kurzweil, insanların hâlihazırdaki ilerleme hızının gelecekte de aynı hızda ilerleyeceği yönünde bir yanılgıya düştüğünü düşünüyor.

Fakat teknoloji tarihi bilimsel olarak incelendiğinde, teknolojik değişikliğin lineer değil, üstel olduğu görülüyor. Biyolojiden elektroniğe kadar çeşitli alanlardaki verileri farklı zaman dilimleri içinde incelediğiniz zaman, ilerlemenin ve gelişmenin üstel bir ivme izlediği ortaya çıkıyor.

Gelecekteki eğilimleri anlamanın anahtarı, üstel gelişmeyi anlamaktır. Uzun bir zaman diliminde, üstel büyüme lineer büyümeden çok farklı bir eğilim sergiler. Örneğin 1990’larda insan genom projesi çok tartışmalı bir konuydu. 1989’da genomun yalnızca binde biri çözümlenmişti. 1990’dan sonra dizilimleri gerçekleştirilen genetik veri miktarı her yıl ikiye katlandı ­bu ivme bugün de devam etmektedir- ve insan genomu 2003 yılında çözümlendi.

TEKİLLİK EVRESİ

Bilgi teknolojilerinin her alanında üstel ilerleme yaşanıyor. Dahası, hemen hemen teknolojilerin tümü bilgi teknolojisine dönüşme eğilimi taşıyor. Bütün bu eğilimleri birleştirirsek, yakın bir tarihte olmak üzere “Tekillik” (Singularity) diyebileceğimiz bir evreye erişebiliriz. Bu evrede teknolojik değişim ivmesi o kadar hızlanır ve etkisi o kadar derin olur ki, insan yaşamı geriye döndürülemeyecek şekilde değişir. Biyolojimizi programlayabilir ve hatta biyolojimizin ötesine geçebiliriz. Sonuçta kendimizin ve yarattığımız teknolojilerin birbirine sıkı sıkıya kaynaştığını görürüz.

Üstel büyümenin izlerini her yerde görmek olası. “Tekillik Yakında” isimli kitabında Kurzweil çeşitli alanlardan topladığı verilere dayanan 40 kadar grafikte üstel ilerlemeyi gözler önüne seriyor. Genel olarak bu modeller insanların paradigma-değişim hızını (kabaca teknolojik buluş hızı) her 10 yılda ikiye katladığını gösteriyor. 20.Yüzyıl boyunca gelişme ivmesi sürekli olarak hız kazandı.

Bilgi teknolojisindeki büyüme özellikle çok hızlıdır; her yıl gücü iki misline çıkar. Bu da 10 yılda bin, 20 yılda bir milyon, 30 yılda bir milyar kez güçlendiği anlamına gelir. Oysa daha yavaş, ikinci düzey üstel büyüme, bir milyar kez gelişmenin ancak 25 yılda meydana geleceği anlamına gelir.

Bilgisayar bilimindeki üstel büyüme bir yüzyıl geriye gider ve başlıca 5 paradigmayı kapsar:

5 PARADİGMA

° 1890 yılındaki ABD nüfus sayımında kullanılan elektromekanik hesaplama.
° 1940’lı yılların başlarında Nazi şifrelerini kırmaya yarayan röle tabanlı hesaplama.
° 1952’deki Dwight Eisenhower’ın seçim tahminini yapmak için CBS tarafından kullanılan vakum tüpü tabanlı hesaplama.
° 1960’lı yılların başlarında uzay çalışmalarında kullanılan ayrık-transistor tabanlı hesaplama.
° 1958 yılında icat edilen ve 1960’ların sonlarından sonra her yerde kullanılmaya başlanılan bütünleşmiş (entegre) devre tabanlı hesaplama.

Her evrede, bir değerler dizisi (paradigma) yetersiz kalmaya başladıkça, bir sonraki paradigmaya yol açan araştırmalar hız kazanıyordu.

Bugün, on yıldan fazladır entegre devrelerin üzerindeki transistörlerin küçülmesi evresindeyiz. Ancak şimdiden 6. bilgisayar paradigması yönünde büyük bir ilerleme kaydedilmiş durumda. 6. paradigma, karbon nanotüplerden yararlanarak üretilen üç boyutlu moleküler bilgisayarları kapsayacak. Bu gidişat çerçevesinde elektronik pek çok alandan yalnızca biri. Bir diğer örnek de HIV genomunun 14 yılda çözümlenmesine karşın, SARS ‘ın genomu 31 günde çözülmesi.

İVME KAZANAN GETİRİ YASASI

Sonuç olarak, fiyat-performans ve bilgi teknolojilerinin kapasitesi gibi ölçümler hakkında güvenilir öngörülerde bulunabilme şansı doğmuş oldu. Ancak pek çok şey hakkında güvenilir tahminlerde bulunamayız. Aslında bu, pek çok proje için geçerli olsa da bilgi teknolojilerinin her dalında kestirim yapmak olasıdır.

Bilimin diğer alanlarında, tahmin edilemeyen çok sayıda olayın birbiriyle etkileşiminin sonucunda ortaya çıkan daha büyük bir olay ile ilgili güvenilir tahminlerin yapıldığı da görülür. Sözgelimi gaz içindeki tek bir molekülün izlediği yolu tahmin etmek mümkün değildir. Ancak tüm gazın özelliklerini tahmin etmek ­birbiriyle kaotik bir etkileşim içinde bulunan moleküllerden oluşur- termodinamik yasalarıyla mümkündür. Benzer şekilde spesifik bir şirket veya projenin sonuçları hakkında tahminde bulunmak mümkün değildir, ancak çok sayıda kaotik faaliyetten oluşan bilgi teknolojisinin toplam kapasitesi hakkında “ivme kazanan getiri yasası” yardımı ile güvenilir tahminlerde bulunulabilir.

BUGÜNKÜ KAZANCIN 1000 KATI

Hızlanan kazanç yasası bizlere gelecek hakkında neler söylüyor? Daha önce belirtilen paradigma değişikliği hızı göz önüne alındığında, 2000 ile 2014 yılları arasında insanoğlu 2000 yılının hızında 20 yıllık bir gelişme gösterecek. Bu da 20.Yüzyıldaki gelişmelerin tümüne eşit olacak. Daha sonra aynı şeyleri yalnızca 7 yıl daha yapacağız. Başka bir deyişle 21.Yüzyıl’da 100 yıllık teknolojik bir gelişme yaşamayacağız; 2000 yılının hızında 20.000 yıllık bir gelişmeye tanık olacağız. Veya 20.Yüzyıldaki kazançlarımızın 1000 katına sahip olacağız.

Hepsinden öte, bilgi teknolojilerinde patlama derecesinde bir gelişme yaşayacağız. Kaldı ki bilgi teknolojisi dikkate almamız gereken en önemli teknolojidir. Son olarak değerli olan her şey bilgi teknolojisi haline dönüşebilir. Örneğin biyolojimiz, düşüncelerimiz ve düşünce sürecimiz, üretim teknolojileri ve daha pek çok şey.

Sözgelimi nanoteknoloji tabanlı üretim, moleküler düzeyde karmaşık ürünleri otomatik olarak monte etmek için bilgisayarlı tekniklerden yararlanmamızı sağlar. Bu da 2020’li yılların ortalarında enerji gereksinimimizi, çok ucuza mal edilen nanoteknoloji tabanlı güneş panelleri ile karşılayabileceğimiz anlamına gelir.

ÜSTEL GELİŞMENİN SINIRLARI

Üstel gelişme modeline getirilen en önemli eleştiri, gelişmenin bir üst sınırının olduğu iddiasıdır. Aslında sınırlar vardır, ancak bu sınırlar çok kısıtlayıcı değildir. Birkaç 10 yıl sonra daha en uygun sistemleri geliştirebileceğiz. Örneğin bir nanotüp devresi insan beyninden 100 milyon kez daha güçlü olacak. 1 kg. ağırlığındaki bir bilgisayar ­bugünkü dizüstü ağırlığında- bugün dünyadaki tüm insanların beyinlerinin toplamından 10 katrilyon daha güçlü olacak. Bu tahmin bilgisayarın soğuk bir ortamda çalışması ile sınırlandırılmıştır. Eğer bilgisayarın ısınma sorununa bir çözüm bulunursa bu sonuç 100 milyon kez daha güçlendirilebilir.

“G” DEVRİMİ

“G devrimi”, yani genetik-Biyoteknoloji- insanlara genlerini değiştirme olanağı verecek ve “Terapotik klonlama” dönemi başlayacak.

Bilgi süreçleri üzerindeki hâkimiyetimiz arttıkça, 21.Yüzyıl’da üç önemli teknolojik devrimin yolu açılacak. Şu anda “G” devriminin (genetik veya Biyoteknoloji) ilk evrelerini yaşıyoruz. Biyoteknoloji, temel olarak genlerimizi değiştirme olanağını sağlayacak.

RNA girişimi (enterferansı) (RNAi) denilen teknolojinin tohumları atılmış durumda. Bu teknoloji, haberci RNA’ların çok özel (spesifik) genleri ifade etmesine engel olarak, bazı genlerin faaliyetine son verme olanağını sağlar. Her bir insan geninde kalıtım yoluyla edindiğimiz 23 bin minik yazılım bulunur. Viral hastalıklar, kanser ve diğer hastalıklar, yaşamın kritik bir döneminde gen ifadesine bağlı olduğu için, RNAi çok önemli bir teknoloji olma yolunda ilerliyor.

Yeni gen ilavesi teknolojisi de genetik bilgileri doğru yerleştirme konusunda karşılaşacağımız sorunlara çözüm oluşturabilir. Başarılı tekniklerden biri de genetik bilgiyi laboratuar tüplerinde ilave etmektir. Böylece genetik bilginin en uygun yere yerleştirilmesi garantilenir. Doğruluğu kontrol edildikten sonra, değiştirilmiş hücre, tüp içinde üretilir ve çok sayıda değiştirilmiş hücre hastanın kanına enjekte edilir. Hücreler buradan dokuya gidip yerleşir. Gen terapi, sıçanlarda akciğer hiper tansiyonunun tedavisinde başarı sağladı. Şimdi insanlarda da denenmesi onaylandı.

Diğer bir tedavi yöntemi de kendi hücrelerinizi, dokunuzu ve hatta tüm organı dışarıda üretmek ve bunları yeniden vücuda yerleştirmektir. “Terapotik klonlama” adı verilen bu teknikte, yeni doku ve organları kendi hücrelerimizden üretmemiz mümkün olacak. Örneğin cilt hücrelerinden kalp hücreleri üretilebilecek ve bunlar kan yolu ile kalbe yerleştirilebilecek. Zaman içinde kalp hücrelerinin tümü yenilenecek ve kendi DNA’mız ile “genç” bir kalbe sahip olabileceğiz.

İlaçların keşfi bir zamanlar şu süreci izliyordu: Bazı yararlı maddeler bulunuyor ve bu maddelerin zararlı yan etkilerinin olmamasına dikkat ediliyordu. Bu süreç ilk insanların alet geliştirmesine benziyordu. İlk insan, bazı yararlı amaçlar için kaya ve doğal malzemeleri keşfediyor ve bunlardan alet yapıyordu. Bugün hastalıkların ve yaşlanma sürecinin altında yatan biyokimyasal izyollarını öğrenerek bunların tedavisi için moleküler düzeyde ilaç geliştiriyoruz.

“N” DEVRİMİ

“N devrimi” yani nanoteknoloji, 15 yıl içinde olgunlaşacak ve insan ömrünü tahminlerin ötesinde uzatacak ilaçlar devreye girecek… Sonra ise 12 devrimi başlayacak…

Biyolojinin çalışma ilkelerini öğrenmek bir noktadan sonra farklı teknolojilerin geliştirilmesini gerekli kılıyor. Bu da bizi “N” veya nanoteknoloji devrimine getiriyor. “N” devriminin 2020’lerde olgunlaşacağı bekleniyor. Şimdiden bazı çalışmalardan umut verici sonuçlar alınması bunun habercisi. New York Üniversitesi’nden William Sherman ve Nadrian Seeman’ın yarattığı iki bacaklı nanorobot, 10 nanometre uzunluğundaki bacaklarının üzerinde yürüyebiliyor ve bu şekilde nanomakinelerin hassas manevraları yapabilme yeteneklerine ilişkin bilgi sahibi olmamızı sağlıyor. Massachusetts, Bedford’da bulunan MicroCHIPS isimli şirketin geliştirdiği bilgisayarlı bir cihaz, deri altına yerleştiriliyor. Cihaz içindeki yüzlerce nano boyuttaki hazneden önceden belirlenmiş miktarlarda ilaç karışımını vücuda veriyor. Buna benzer nano ölçekli örnekleri çoğaltmak mümkün.

2020’li yıllarda, nanoteknoloji ucuz malzemelerden yararlanarak herhangi bir fiziksel ürünü yaratmamıza olanak tanıyacak. Bu şekilde biyolojinin ötesine geçerek şu andaki “insan vücudu sürüm (versiyon) 1.0″i, çok daha gelişmiş bir sürüm olan 2.0 ile değiştirebileceğiz. Böylece insan ömrü tahminlerin üzerinde uzayacak. Nanoteknolojinin en önemli silahı “nanobot” denilen kan hücresi boyutlarındaki robotlar olacak. Bunlar kan damarları içinde yol alarak patojenleri yok edecek, kalıntıları temizleyecek, DNA’lardaki hataları düzeltecek ve yaşlanma sürecini tersine çevirecek.

Şu anda organlarımızın her birini yenileme ve güçlendirme çalışmalarının başlangıç evresindeyiz. Hatta nöral protezlerle beynimizin bir kısmını bile güçlendirebileceğiz. Nihai olarak organlarımızın tümü değiştirilebilecek. Örneğin nanobotlar kan damarlarına gerekli besinleri, hormonları ve ihtiyacımız olan diğer maddeleri taşıyabilecek. Bu arada zararlı atık ve maddeleri dışarı taşıyacak. Şimdiden seksin keyif verici yönü ile biyolojik işlevleri birbirinden ayrı bir şekilde ele alınıyor. Yakında uygulamaya da konulması bekleniyor.

“R” DEVRİMİ

En köklü dönüşüm robotik devrim olarak nitelendirilecek dönemde yaşanacak. Bu dönemde yapay zekâ veya AI (Artificial Intelligence) insan düzeyine indirgenecek. AI’in dar kapsamlı uygulamaları şimdiden modern altyapıda kendini hissettiriyor. Örneğin birine e-posta gönderdiğinizde veya cep telefonu ile arama yaptığınızda, akıllı algoritmalar bilgiyi yönlendirir. AI programları doktorlarla boy ölçüşebilecek hassasiyette elektrokardiyogramları, tıbbi görüntüleri değerlendirebiliyor; uçakları yere indiriyor; akıllı silahları hedefe yönlendiriyor; yatırım planlarını otomatik olarak uygulamaya sokuyor ve endüstriyel süreçleri kontrol ediyor. Oysa birkaç 10 yıl önce bütün bunlar proje aşamasındaydı.

AI güçlendikçe 2020 yılına kadar insan beyninin zekâsını yaratacak hem donanım hem de yazılıma sahip olabileceğiz. Bu yöntemleri geliştirerek makinelerin kapasitesini de aynı paralelde geliştirmek olası.

Nihai olarak, insanlar teknoloji ile tek vücut olacak. Bu süreç vücudumuzdaki ve beynimizdeki nanorobotlarla (nanobot) başlayacak. Nanobotlar insanların sağlığını koruyacak, sinir sisteminde sanal gerçeklik olgusunu yaratacak, internette beyinden beyine haberleşmeyi sağlayacak ve insan zekâsını büyük ölçüde artıracak. Unutmamak gerekiyor ki biyolojik olmayan zekâ her yıl kapasitesini ikiye katlarken, biyolojik zekâmız bir ölçüde sabittir. 2030’lu yıllara geldiğimizde zekâmızın biyolojik olmayan kısmı daha öne çıkacak. 2040’lı yıllarda biyolojik olmayan kısmın kapasitesi biyolojik olandan milyarlarca kez daha güçlü olacak. Ayrıca biyolojik olmayan kısım kendi tasarımına müdahale edebilecek yeteneğe sahip olacak ve kendi kendini onarabilecek ve yenileyebilecek.

GNR TEKNOLOJİLERİNİN YARATACAĞI SİNERJİ

Bu, hayalî (ütopik) bir görüş değil: GNR teknolojileri bu hedeflere ulaşmamızı sağlayacak. Ancak teknolojilerin beraberinde getirdiği tehlikeleri de göz ardı etmemek gerekiyor. Biyo mühendislik yolu ile geliştirilen patolojik virüsler şimdiden bizimle birlikte yaşıyor. Biyolojik olmayan nanoteknoloji tabanlı sistemlerin kendi kendini çoğaltması, spesifik riskler doğuracak. Bu tehlikelerden kurtulmanın yolu bu teknolojileri reddetmek değil. Bunların gelişmesinin önünü kesmek, insanoğlunu sahip olabileceği pek çok avantajdan mahrum bırakırken, teknolojilerin yeraltına inmesine ve tehlikelerinin daha da artırmasına yol açabilecek.

Bu görüşe karşı çıkanlar, bu dramatik değişikliklerden sonra hâlâ insan olma özelliğimizi koruyup korumayacağımızı sorguluyor. Bu aşamada yanıtlanması gereken soru insanın nasıl tanımlanacağı ile ilgili. Kurzweil’e göre insan, sınırlarının ötesine geçme arayışlarını sürdüren ve bunu başaran bir türdür. Ufkumuzu genişletme becerimiz lineer değil, üstel bir gelişme izlediği için, önümüzde sürekli olarak ivmesini artıran bir değişim süreci uzanıyor.

Türkçesi: Reyhan Oksay Kaynak: New Scientist, 24 Eylül 2005
Kaynak: “İnsan (2.0), Gelecekte Sınırlarının Ötesine Geçecek”, Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisi, 17 Aralık 2005, syf. 12-13.

 

CEVAP VER

Lütfen yorum girin!
Lütfen adınızı girin